RAMAZAN AYINDA TANSİYON​​​​​​​​          

Prof. Dr. M. Akif Büyükbeşe

RAMAZAN AYINDA TANSİYON​​​​​​​​          

Halk arasında ‘sinirsel hipertansiyon diye de geçen tansiyon hastalığı damar sertliğinin en önemli nedenidir ve tıp literatüründe en çok görülen-rastlanılan tipine esansiyel veya primer hipertansiyon denmektedir. Halen nedeni bilinmemekle beraber oldukça yaygındır. Yaklaşık yüzde 90 tansiyon hastalığı bu gruptadır. Çocuklarda da tansiyon görülebilmektedir ancak burda sistemik hastalıklar ve doğumsal damar bozuklukları ilk planda araştırılmalıdır. Erişkinlerde ikinci sıklıkta tansiyon nedeni böbreklerdir. Ya fonksiyonu bozulmuştur böbreğin ya da böbrek damarında tıkanıklık söz konusudur.

Normalde ana atardamarlarımızda temiz kan dolaşmakta olup kanın belli bir tazyikle (basınçla) hayati organlara ulaşabilmesi için damarların iç yapısı elastik bağ dokusu ve kas yapıları ile 3 kat olacak şekilde muazzam bir uyumla dizayn edilmiştir. Burdaki kan oksijenden zengin olup rengi de toplardamarlarımıza göre daha açık parlak kırmızı renktedir. Kan emme basma tulumba şeklinde çalışan kalbimizden aort isimli en büyük atardamarla çıkar ve beyin dahil pek çok organa dağılır. Aort atardamarından ilk çıkan atardamarlar ise koronerlerdir. Bunlar kalbi beslemekle yükümlüdürler. Kalbin beslenmesindeki arıza yani oksijensizlik, kalp krizine (enfarktüs) yol açacaktır. Damar sertliği dediğimiz şeyin koronerlerde olması anlamına gelir. Koronerler ya kolesterol parçaları tarafında yıllar içerisinde yavaş yavaş veya pıhtılaşma bozukluğu nedeniyle bir pıhtının damar içini tamamıyla doldurması sonucunda akıma izin vermemesiyle aniden tıkanır. Ölümcül olabilen bu durumun önüne geçebilmek için kilo almamak, egzersiz yapmak, doğru beslenmek, sigara kullanmamak ve ilaçları düzenli kullanmak gereklidir.

Sağlıklı bir erişkinde tansiyon 14/9 (yani 140/90 mm Civa)’yıgeçmemelidir. Diyabetlilerde 130/80 daha arzu edilir bir rakam olabilir. Çünkü diyabetlilerde bozulan şeker metabolizması damar sertliğini hızlandırmaktadır. Hatta gizli diyabet döneminde bile damarlar tam olarak normal değildir. Üstelik yine diyabetlilerde (şeker) 2’den fazla tansiyon (kan basıncı) ilacı ile ancak kontrol altına alınabilmektedir.

Tansiyon hastalığı dikkat edilmezse kalbin büyümesine yol açar. Bu kalbi besleyen koroner damarlarda yetmezliğin nedenidir ve kalp krizine (enfarktüs) zemin hazırlar. Hayatta kalabilen enfarktüs geçirmiş kimselerin bir kısmında kalp dokusu hasara uğradığından yani kalp kas hücrelerinin bir kısmı öldüğünden (kalp adalesi dokusunda azalma) kalp yetmezliği başlar. Bu, kalbin kendine gelen kanı diğer organlara pompalayamaması demektir. O vakit kapalı sistemde dolaşımda aksamalar ortaya çıkacaktır. Kan dokularda göllenmeye başlar. Bunlar arasında karaciğer başı çeker (karaciğer büyümesi) ve nihayet bacaklarda ödem başlar. Kontrol edilmezse ödem o kadar yaygın bir hal alır ki belde sağrı bölesinde, karın içerisinde sıvı toplanır. Geceleri hasta yatamaz hale gelir. Küçük dolaşım da yetersizleşir ve akciğer içerisinde kan birikir, adeta hasta kendi kanı ile boğulur (Bu dönemde öksürerek kan tükürmesi olasıdır. Akciğer ödemi tablosu). Yine önem gösterilmezse tansiyon(hipertansiyon) böbrekleri de bozabilmekte hatta diyaliz denen suni böbrek makinesine hastanın ihtiyaç duymasına yol açabilmektedir. Tansiyonu yükseklerde ve kontrolsüzlerde gözün ağ tabakası olan retinada kanamalar ve ödemler meydana gelebilmektedir. Beyin damarları da maalesef nasibini alabilmekte beyin kanamaları, ödemler gelişebilmektedir. Bazı kimselerde yarım ve kalıcı felçler ortaya çıkabilmektedir.

Gebelerde tansiyon geçici olarak ortaya çıkabildiği gibi, hipertansif bir kimse hamile de kalabilir. Her iki durumda da tansiyon yönetimi önemlidir, zira gebelik zehirlenmesine (preeklampsi-eklampsi) zemin hazırlayacaktır. Gebelikte emniyetli olabilen tansiyon ilaçlarının kullanılması gerekir. Sadece gebeliğinde geçici damar basıncı yükselmesi olanlarındoğum sonrası tansiyonları iyileşir ve bu kimseler ilaca gereksinim duymayabilirler ancak yine de yakın takip edilmelidirler zira hayatları boyunca yeniden tansiyon (hipertansiyon) gelişebilmektedir. Aynı gebelikte geçici şeker yükselmelerinin doğumdan sonra iyileşip, yıllar sonra tekrar diyabet (şeker) olarak dönmesi gibi.

Tansiyonu düşüren ilaçlar böbrek atardamar yollarında veya tüm damarlarda genişletirler ya da vücutta ödem yani şişlik azaltıcı etki gösterirler veyahut da kalbin dakikada atım sayısını ve basma gücünü etkilerler. Bazıları da beyinde özel stres hormon salınım merkezlerine tesir ederler. Genel sonuç idrar çıkış miktarında artmadır. Bu arada kendisi bizatihi yan etki olarak duyarlı bazı bireylerde ödeme neden olabilen ilaçlar da vardır. Dolayısı ile her kişinin tansiyonu özeldir ve hekimi tarafından değerlendirilerek takip edilmelidir. Zamanla üstelik tansiyon ilaç isim ve dozları da değişebilecektir.

Ramazan ayında oruç tutanlar için genel dinginlik halinin stresi azaltabildiği, gerek nabız sayısında gerekse tansiyonda (hem büyük, hem küçük tansiyon) azalmalara yola açabildiği görülmektedir. Ancak zengin güneydoğu mutfağı (hususiyle Gaziantep lezzetleri) iftar sofralarından sonra tansiyon yükselmelerine ve acil poliklinik ziyaretlerine dikkat edilmediği takdirde neden olabilmektedir. Genelde akşam yemeklerinin ramazan dışındaki aylarda hafif yenilmesiniönerdiğimiz halde, oruç ayında 1 öğünden fazla tüketilebildiği dikkati çekmektedir. Bu yemeklerin sindirimi zor (yağlı), miktarı fazla, tuzdan zengin olması durumunda tansiyon yükselmesi (hipertansiyon) kaçınılmaz olacaktır. Üstelik ağır yemekler ‘koroner çalma sendromu’ dediğimiz kanın (kimyadaki kapalı kaplar kuralına göre) kalpten mideye yoğunlaşmasına yola açacaktır. Koronerin yani kalbin kendinin beslemekle yükümlü olduğu atardamarlarının kendi alanını beslemesi zorlaşacak ve kalp krizi meydana gelebilecektir. İftardan sonra mide ağrısı zannedilerek önemsenmeyen kimi ağrıların nedeni maalesef geçirilmekte olan enfarktüs (kalp krizi) dür. Kalbin mideye bakan tarafında oksijensizlik başlamıştır. Bulantı kusma, nabızda yavaşlama ve çarpıntı da eklenebilir.

Diyabetlilerde (Şekeri olanlarda) olduğu gibi tansiyon hastalarına da aralıklı yemelerini, sofradan tam doymadan kalmalarını (üstelik 15 dakika kadar sabredilebilirse doyma merkezleri uyarılacaktır) öneriyoruz. Üstelik diyabetlilerin de yarısından çoğunda hipertansiyon vardır. Diyabet hipertansiyon için, tansiyon da diyabet için risk faktörüdür. Tuzdan kaçınılmalıdır. Tuz ve yağ kısıtlaması demek olan lezzetlerin azaltılması aşırı kalori almayı dolayısıyla obeziteyi(şişmanlığı) önleyebilecektir. İlginç olarak bir akdeniz ilimizde bir ramazan ayında ülke çapında çok merkezli çalışmamızda kilolu olup da obezite ilacı kullanan ve oruç tutan kimseler o ay içinde kilo vermek şöyle dursun, aldıklarını (ramazan öncesine göre daha ağır geldiklerini)tespit etmiştik. Aynı kişiler oysa şaban ayında (ramazan öncesi ay) ve ramazan sonrası ayda (şevval) kilo kaybedebilmişlerdi. Bu durum ramazan ayında iftar sofralarının kaloriden zengin, yine aynı ayın egzersizden fakir olduğunu ve oruçlunun bir öğünde yenilebilecekten daha fazla besin tükettiğini ortaya koyuyor. Soda ve asitli pek çok içeceğin, konserve ve diğer işlenmiş gıdaların, bölgemizde tüketilebilen meyan şerbetinin tansiyonu yükseltebileceği akılda bulundurulmalıdır.

Hipertansiyonda ramazan ayı için kaygımız, bazı insanların açlık ve susuzluğa tahammülsüzlükleri sonucu tersine stres hormon cevabının fazlalaşabilmesi riskidir. Daha önemlisi sıcak yaz aylarına özellikle rastladığında oruç tutma, vücudun susuz kalması ve sınırda böbrek fonksiyonları olanlarda daha da ileri bir bozulma oluşturabilme riskidir. Yaşlılar, hamileler, diyabetliler, böbrek fonksiyonları azalmış olanlar (üremikler), kalp yetmezliği olup da yine tüm bunlara ilaveten tansiyonları olan kimselerde oruç tutmak sakınca doğurabilmekte ve hekim tavsiyesi ve takibi önem arz etmektedir. Tansiyon ilaçlarından idrar söktürücüler vucutta sıvı kaybını oruçlu kimse de daha da arttırabilir. Sabah alınan kimi tansiyon ilaçlarının iftar saatine çekilmesi uygun olabilecektir. Bu tercihler kişiden kişiye özellik gösterebileceğinden mutlaka oruç tutmayı planladığını kişinin ramazan gelmeden hekimi ile paylaşması ve ilaçların ve uygunluğunun gözden geçirilmesi önerilir.Oruçlu iken zaten sigara kullanmayan kişinin ramazan ayı ile sigaraya ebediyen elveda demesini diliyorum.

14.05.2020 (Prof. Dr. M. Akif Büyükbeşe)

DİĞER YAZILAR

RAMAZAN AYINDA DİYABET